Bazı Hastalıklar <BODY bgcolor="#FFFFFF"> <CENTER> <H2>DR.S&#304;NAN KANPOLAT - AC&#304;L TIP</H2> TIP S&#304;TES&#304; <BR> <table width="100%" border="0" cellpadding="0" cellspacing="0"> <tr> <td rowspan="2" align="left" valign="top" width="150"> <script><!-- var g=new Date(); g=g.getTime()%1000; document.writeln('<iframe name=ns_1777 width="736" height="64" bgcolor="#3366CC" src=http://drsinankanpolat.8m.com/cgi-bin/b/736/64/dXNlcmJhbm5lcg==/is/'+g+'/ scrolling=no marginwidth=0 marginheight=0 frameborder=0></iframe>'); //--></script><noscript><iframe name=ns_1777 width="736" height="64" bgcolor="#3366CC" src=http://drsinankanpolat.8m.com/cgi-bin/b/736/64/dXNlcmJhbm5lcg==/in/1777/ scrolling=no marginwidth=0 marginheight=0 frameborder=0></iframe></noscript><img src="/cgi-bin/image/builder/shared/shim.gif" width="150" height="1"><br> <table width="100%" border="0" cellspacing="0" cellpadding="10"> <Ahref="http://drsinankanpolat.8m.com /Ba&#351;larken/indeks.html">Click here to continue</A> </CENTER> </BODY>
Başlarken

Tıp ve İnsan

Sitem

Sağlığımızı Korumak İçin

Çeşitli Hastalıklar

Sağlık'da Önemli Günler

Katalog

Resimler

Konuk Defteri

İletişim Bilgileri Dr.Sinan KANPOLAT

Linkler

Saat,Hava-Yol Durumu

Haber-Bilgi-Bilgisayar-Eğlence

Ana Sayfa



Bazı Hastalıklar ve Sağlık Sorunları




Geri dön/ Sayfa başına git

YAZ İSHALLERİ VE
BESİN ZEHİRLENMELERİ

İshaller , gelişmekte olan ülkeler için önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam etmektedir. İshalle seyreden hastalıklar , özellikle çocuklarda en önemli ölüm ve hastalık nedenleri arasında yer almaktadır. Tüm dünyada ishaller kalp - damar hastalıklarından sonra ikinci ölüm nedenidir. Asya, Afrika ve Latin Amerika'da her yıl 4.600.000 - 6.000.000 çocuk ishale bağlı olarak ölmektedir. Bunun anlamı , günde 10.000 veya dakikada 7 çocuğun ölmesidir. Gelişmekte olan ülkelerde çocuklardaki ishal sıklığı (atak hızı) 6 - 10 kez / yıl olup; çocuklar ortalama olarak yılın 50 - 60 gününü ishalli olarak geçirirler. Bu atakların % 10'unda tedavi gerektiren su kayıpları gözlenir. Gelişmiş ülkelerde çocuklardaki ishal sıklığı (atak hızı) ise yılda 1 - 2 kezdir. Devlet İstatistik Enstitüsü'nün verilerine göre; ülkemizde ishaller; tüm yaş gruplarında ölüm nedenleri arasında 7. sırada yer almaktadır. Türkiye'de 1 - 5 yaş grubundaki ölümlerin; pnömoniden (Akciğer enfeksiyonu) sonraki ikinci nedeni ishallerdir. Su ve besinlerle bulaşan hastalık etkenlerinin hastalık yapıcı özellikleri yaz aylarıyla birlikte artmaktadır. Bu nedenle oluşan ishalli hastalıklar, vücutta önemli miktarda su ve tuz kaybına yol açarak dehidratasyon ve elektrolit dengesizliği sonucu bazen ölümlere bile neden olabilmektedir. İshal: Sindirim kanalında su ve tuzların taşınmasındaki bozukluğa bağlı olarak dışkılama sayısının artması ve dışkı kıvamının sulu olmasıyla karakterize bir hastalık belirtisidir. En önemli ishal nedenleri şunlardır: A) Bulaşıcı hastalıklar: İshalli hastalıklarda en önemli neden enfeksiyonlardır. Ani ishalin yanında kusma, karın ağrısı, ateş, halsizlik ve huzursuzluk gibi belirtiler ortaya çıkar. Bu tip hastalıklar arasında ilk akla gelenler; viral enfeksiyonlar, tifo, kolera, akut barsak enfeksiyonları, hepatit A ve bazı paraziter hastalıklardır. B) Besin zehirlenmeleri: Besin maddesi; eğer bir bakteri veya onun toksini ile kirlenmişse besin zehirlenmesi ortaya çıkar. Açıkta satılan gıdalar; özellikle yaz aylarında en önemli besin zehirlenmesi kaynağıdır. Besin zehirlenmelerinde kuluçka süresi kısadır (Ortalama 8 saat). Enfeksiyon etkenleri ile oluşan ishallerde ise kuluçka süresi ortalama 16 saatten başlar. C) Beslenme bozuklukları: Özellikle süt çocuklarında yapılan beslenme hataları ishale neden olabilir. Çocuğun aşırı beslenmesi ya da yaşına uygun olmayan besinlerin verilmesi ishalle sonuçlanabilir. D) İlaçlar: İlaçlardan özellikle antibiyotiklerin; istenmeyen yan etki olarak ishale neden oldukları bilinmektedir. Bu durumda; ilacın hekim kontrolünde kesilmesi ya da değiştirilmesi gerebilir. E) Allerjiler: Özellikle süt çocuklarında görülen en önemli allerji nedeni inek sütü allerjisidir.
KORUNMAK VE ÖNLEMEK MÜMKÜNDÜR…ÖNERİLERİMİZ:
İshal ile seyreden bulaşıcı hastalıkların önüne geçmek için en önemli koşul; yeterli ve temiz su sağlanması ile hijyenik koşulların düzeltilmesidir. Özellikle süt çocuklarında anne sütü ile beslenme ishal sıklığını 25 kat azaltmaktadır. Bu hem; anne sütünün koruyucu özelliğinden, hem de biberonla beslenmede besin kaynaklarının yeterince temiz olmamasından kaynaklanmaktadır. Ülkemizde kanalizasyonu olmayan, şebeke suyu temin edilemeyen mahallelerin varlığı hala en büyük sorunlardan biridir. Yeterli ve temiz su sağlanamayan, kanalizasyon sistemi yeterli olmayan, deniz veya göl suyunun temiz olmadığı ve kişisel hijyen alışkanlıklarının iyi olmadığı toplumlarda bulaşıcı hastalıklara daha sık rastlanır. Ne yazık ki ülkemizde da bulaşıcı hastalıklar; en sık görülen hastalıklar içinde yer almaya devam etmektedir. Örneğin yaz aylarında İstanbul’un çevre mahallelerinde ihbarı zorunlu olan ve ishalle seyreden bu tip hastalıklar; en sık görülen ilk beş hastalık arasında yer almaktadır. İçme suyunu damacana veya şişelerle alan yurttaşlarımızın; Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılmış markaları kullanmalarını ve satıcıya mutlaka suyun kaynağını sormalarını öneriyoruz. Kaynağı belirsiz, nereden doldurulduğu bilinmeyen suyun en güvensiz su olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Tuvalet sonrası, yemek hazırlamadan önce, yemekten önce ellerin sabunlu su ile yıkanması ve biberonların kaynatılması gibi basit temizlik kurallarına uyulması büyük önem taşımaktadır. Besin zehirlenmelerinde önlemler: Açıkta satılan gıda maddelerinin tüketilmemesi / Gıda sektöründe çalışan kişilerin temizlik kurallarına kesim uyumu ve bunun sıkı denetimi / Zehirleyici olduğu bilinen mantar, kayısı çekirdeği gibi maddelerden kaçınmak / Ev konservelerinin hazırlanması sırasında yeterli ısı ve basınç uygulaması ve tüketilmeden önce 10 dakika kaynatmak / Şişmiş kutu konservelerin tüketilmemesi, kokuşmuş besinlerin yenilmemesi / Gıdaların günlük olarak tüketilmesi, bekletilecekse buzdolabına konulması ve buzdolabında bekleyen yiyeceklerin sıcak günlerde en çok 24 saat içinde tüketilmesi / Suyun temizliğinden şüphe ediliyorsa; su 5 dakika kaynatılmalı veya klorlanmalıdır. Klorlama yöntemleri şunlardır: Kireç kaymağı ile klorlama: 1 litre suya (5 su bardağı) 2,5 yemek kaşığı kireç kaymağı katılır. ½ saat sonra kireç tortusu dibe çökecektir. Üstteki su; ana çözelti olarak kullanılır. Kullanılacak her 1 litre su için hazırlanan ana çözeltiden yani 1 litre suya 2,5 yemek kaşığı kireç kaymağı konularak hazırlanmış sudan 3 damla damlatılarak temiz ve güvenli su elde edilir. Çamaşır suyu ile klorlama:1 litre suya 1 su bardağı çamaşır suyu ilave ederek ana çözelti hazırlanır. Daha sonra kullanılacak her 1 litre su için ana çözeltiden (1 litre suya 1 su bardağı çamaşır suyu konularak hazırlanmış çözeltiden) 3 damla damlatılarak güvenli su elde edilir. İshalle seyreden hastalıklarda mutlaka hekime başvurulmalı, ishalli kişilere daha fazla sıvı verilmelidir. Su depolarının yılda birkaç kez boşaltılıp temizlenmesi gereklidir. Depolardaki suyun klorlanması için 1 ton suya 1 su bardağı yukarıda hazırlanış şekli belirtilen ana çözelti katılarak depo suyunun temizliği sağlanır. İçme ve kullanma suyunun yeterliliği ve temizliği ile deniz suyunun temizliği ve su analiz sonuçları konusunda belediyelerin , Sağlık Müdürlüklerinin , Sağlık Bakanlığı’nın topluma düzenli aralıklarla bilgi vermesi gerektiğine inanıyoruz.



Geri dön/ Sayfa başına git

BESİN ZEHİRLENMELERİ

Besin zehirlenmeleri tüm dünyada yaygın olarak görülen , önemli bir halk sağlığı sorunudur. Çoğunlukla hafif seyirli ve kendini sınırlayan hastalıklardır. Ancak zaman zaman ağır seyirli ve hatta ölümcül olabilmektedir. Son yıllarda , çok sayıda insanın aynı mekanı paylaşması ve ortak yemek yenilmesi , toplu yemek hazırlayan üretim-dağıtım yerlerinin ve turizm hareketlerinin artması , üretimde kullanılan tarım ilacı ve benzeri kimyasal maddelerin denetimlerinin yetersizliği , dirençli bakterilerin gelişmesi , tüm dünyadaki kullanılabilir temiz su kaynaklarının azalması , hamburger, hazır salata gibi alelacele ve özensiz beslenme alışkanlığının yayılması ve son zamanların modası olan sabotaj ve terör amaçlı eylemler nedeniyle besin zehirlenmeleri önem kazanmıştır. Geri kalmış ülkelerde ve bölgelerde daha sık görülür. Yoksulluk , yetersiz eğitim , kötü çevre , altyapı ve sağlık şartları bunun nedenleri arasındadır. Gelişmiş ülkelerde de görülür ; bunda ise artan yaşlı nüfus, bağışıklığı baskılanmış hasta sayısındaki yükseliş, çok büyük ölçeklere varan besi hayvancılığı ve tavukçuluk nedeniyle potansiyel bulaşma kaynaklarının artması etkilidir. Ev dışında giderek daha çok yemek yenmesi de zehirlenmelerin önemli nedenlerindendir. Besin zehirlenmeleri çoğunlukla birden fazla kişiyi etkiler. Bazen tek tek olgular, bazen yerel salgınlar (işyerleri, hastaneler, lokantalar,vb), bazen de daha büyük çaplı salgınlar şeklinde görülebilir. Besinlerin üretilmesi , saklanması , hazırlanması ve sunulması aşamalarında sırasında sağlık ve temizlik kurallarına gereken özenin gösterilmemesi , mikropların veya tarım ilacı , deterjan gibi zehirli maddelerin bulaştığı gıdaların yenilip içilmesi ; nadiren de zehirli bir bitki veya hayvanın yenilmesi besin zehirlenmesine neden olabilir. Örneğin pişmiş besinlerin yeteri kadar soğuk dolaplarda saklanmadan tekrar tekrar ısıtılarak yenilmesi , yani gıdaları uygun ortamda muhafaza etmemek zehirlenmelerin çok önemli bir nedenidir. Özellikle hızlı hazırlanma ve hızlı tüketilme nedeniyle daha özensiz davranılmaktadır. Süt ve süt ürünleri, kremalı yiyecekler, tavuk mamulleri, mayonezli, yumurtalı yiyecekler, yeterince pişirilip uygun koşullarda saklanmayan etler ve deniz ürünleri gibi yüksek proteinli gıdalar bozulma riski en yüksek gıdalardır. İnsan dışkısının gübre olarak kullanıldığı veya kirli su ile tarım yapılan yerlerde üretilen meyva ve sebzeler, sağlık şartlarına uymayarak ayaküstü sunulan ızgara türü yiyecekler, hazırlanması sırasında çok işlem gerektiren , çok kimsenin temas ettiği yiyecekler (köfte vb.), pastörize edilmemiş süt ve bu sütten hazırlanan süt ürünleri, oda ısısında bekletilmiş ve tüketilmeden önce tekrar ısıtılamayan gıdalar (zeytinyağlı yiyecekler, soğuk sandviçler, salatalar vb.) , midye gibi kabuklular başta olmak üzere kirli denizlerden çıkarılan deniz hayvanları tehlikelidir. Eğer yenilen gıdaların dış yüzeyi tam olarak temiz değilse ( sağlam yumurta , karpuz veya portakal bile olsa ) , bunlardan yiyecek hazırlarken mikrop veya toksin bulaşma ihtimali yüksektir. Besin zehirlenmelerine çoğunlukla bakteri türü mikroplar veya bunların toksinleri neden olur. Bu bakteriler 5-70° C arasında, en çok da oda ısısı ve üzerindeki derecelerde çoğalma eğilimi gösterirler. Genellikle 5° C'nin altında çoğalamazlar. Bu nedenle yaz aylarında görülme sıklığı artmaktadır. Bu mikropların çoğu 70° C ve üzerindeki ısılarda uygun süre ısıtma ve pastörizasyon ile ölür ; asit ortamlarda , düşük nemde , yüksek tuz ve çok yüksek miktarda şeker içeren gıdalarda ise çoğalamaz. Isıtılma sırasında ısının gıdaya tümü ile ulaşması çok önemlidir. Daha yüzeyel ısınmaya yol açan ızgara ve kızartma gibi yöntemlerden çok fırında pişirme, basınçlı buhar yolu ile yüksek derecelerde ve homojen pişirmeyi sağlayan düdüklü tencerede ısıtma veya mikrodalga fırınlar daha emniyetli kabul edilmektedir. Donmuş gıdalar, kurallara uygun hazırlanmış olmaları şartıyla , donmuş oldukları sürece ve son kullanım tarihleri içinde emniyetlidir. Bunlar dışında sert peynir, yoğurt, pastörize sütten yapılmış tereyağ gibi ürünler, asit ortam ve düşük nem koşulları nedeni ile emniyetli kabul edilmektedir. Yeterince pişirilmiş, kaynatılmış besinler, çay, kahve, asitli gıdalar, reçel gibi yüksek şekerli gıdalar, karbonatlı ve şişelenmiş gıdalar da güvenle tüketilebilecek gıdalar arasındadır. Besinlerin henüz çiğ olduğu dönemde hijyen kurallarına sıkı bir biçimde uyulması enfeksiyonun önlenmesinde alınacak en etkili önlemdir. Canlı hayvanların hastalıklardan korunması, hasta ya da taşıyıcı hayvanların yok edilmesi, insanlar için toksik düzeylere ulaşabilen ilaçların hayvanlara verilmemesi, kesim işlemlerinin yapıldığı yerlerin de temiz olması gerekir. Uygun besinlerin tam bir pastörizasyondan geçirilmesi önerilir. Vücutlarında sıvı eksiği olanlarda , bebekler ve yaşlılar gibi direnci düşük kişilerde , beslenme bozukluğu olan kişilerde hastalık daha ağır veya ölümcül olur. Besin zehirlenmelerinin belirtileri tabloya yol açan bakterinin özelliğine göre değişiyor. Ancak pek çoğunda,bulantı,kusma,ateş,karın ağrısı,kanlı-mukuslu olabilen ishal, özellikle kolera gibi şiddetli ishal ile seyreden tablolarda su kaybı belirtileri görülür. Besin zehirlenmelerinin tedavisinde sıvı ve tuz (elektrolit) kayıplarının giderilmesi temel ilkedir. Öncelikle ağızdan verilen sıvı ve ilaçlarla tedaviye çalışılır. Bulantı, kusma, şiddetli ise sıvı kaybı bulguları varsa damardan sıvı tedavisi uygulanır. Erken dönemde yapılan dışkı tetkiki ile hastalığa neden olan bakteri belirlenebilir. Her besin zehirlenmesinde antibiyotik etkili değildir. Besin zehirlenmelerinin çoğu hafif seyirlidir ve kaybedilen sıvının içilerek alınması çoğunlukla yeterli olmaktadır. Ancak bazı durumlarda mutlaka hekime başvurmak gerekir. Besin zehirlenmesi tablosu olan kişilerde, ishal sırasında barsakların dinlenmeye gereksinimi olduğu ve gıda alımının olayı kötüleştirebileceği tarzındaki yanlış inanca bağlı olarak beslenmenin durdurulması doğru bir yaklaşım değildir. Tam tersine harap olan barsak hücrelerinin çabuk toparlanması ve hastalık nedeniyle kaybedilen enerji açığının kapatılması için uygun gıdalarla beslenmeye devam etmek gereklidir. İshal süresince süt ve sütte bulunan laktozu içeren diğer gıdaların ve kafeinli içeceklerin tüketilmemesi önerilmektedir. Tuzlu krakerler, çorbalar, yoğurt, kola türü içecekler, pirinç ve patetes tarzı besinler, çorbalar ve özel hazırlanmış ishal tozlarıyla hazırlanan sıvılar ( Oral Rehidratasyon Sıvısı) ishal sırasında tüketimi önerilen gıdalardır.



Geri dön/ Sayfa başına git

DİZANTERİ

Şu sıralarda bölgemizde yaygın olarak görülmesi nedeniyle dizanteri hastalığına dikkatlerinizi çekmek istedim. Dizanteri , şiddetli ishal ile kendini gösteren bir kalın barsak hastalığıdır. Basilli ve amipli olmak üzere iki ana şekli ardır. Birbirinden ayırdedilebilmesi ancak 1859'dan sonra olabilmiştir. Dizanteri salgınları yaz aylarında , temiz su temininin zorlaştığı su kıtlığı,genel kıtlık,sel,deprem vb. afet hallerinde, askeri hareketler,savaş,büyük göç, vb sosyal felaketler esnasında , toplumlar kötü beslenme ve sağlık şartları içinde olduğu için daha çok görülür. Tarla,bahçe,dere,deniz vb yerlere lağım karışması halinde hastalığı almak çok kolaydır. Basilli dizanteri , Shigella isimli mikroplar tarafından meydana getirilir. Tek tük vakalar halinde yurdumuzun her yerinde devamlı olarak vardır. Şartlar uygun olunca salgınlar da yapar. Dizanteri basilinin kaynağı insanlardır. Kuluçka süresi, ortalama olarak 3-6 gündür. Kuluçka dönemini takiben ani olarak başağrısı, halsizlik, kusma, titreme ile ateş yükselir. Karın ağrısı ile birlikte ishal başlar. Hasta günde 10-120 arasında tuvalete gider. Amipli dizanteri , sadece insanlarda etkili olan bir çeşit amip nedeniyle oluşur. Doğada ancak kist şeklinde bulunur. Amipli dizanteri tropik ve subtropik iklim bölgesinde yaygındır. Amibin kaynağı insanlardır. Canlı şekli dayanıksız olduğundan, bulaşmada önemli değildir. Bulaşmada , dayanıklı olduklarından kistler rol oynamaktadırlar ; sulara, çiğ yenen besinlere karışarak hastalığa yol açarlar. Amipli dizanteri tek tük rastlanan bir hastalıktır. Basilli dizanteri gibi büyük salgınlara genellikle neden olmaz. Amipli dizanteri genellikle kistler alındıktan 8-10 gün sonra ortaya çıkmaktadır. Belirtilerin derecesi iklime, kişinin bünyesine ve amibin cinsine göre değişiklikler gösterir. Akut amipli dizanteri, hastalığın alışılmış şeklidir. Belirtiler basilli dizanteriye benzer. Farklı olarak, bunda genellikle ateş yoktur. Ancak barsakta gelişen diğer bir enfeksiyon veya karaciğer apsesi gibi bir komplikasyon olursa ateş yükselir. Hafif belirtiler ve nöbetlerle tanınmayan amipli dizanteri veya akut evredeyken yeterli tedavi görmeyen vakalar kronikleşir. Kesin tanı taze dışkıdan alınan örneğin incelenmesiyle olur. Doğrudan temasla veya su ve besin maddeleri ile dolaylı yoldan bulaşabilir. Doğrudan bulaşmada, hastanın ellediği kapı tokmakları, çatal, kaşık, bardak, havlu veya tuvalet musluklarından mikrop alınması söz konusudur. Dizanteriyi hafif geçirenler, yatmaya ihtiyaç duymadan ayakta gezenler, hastalığı kolayca yayarlar. Bir insanda hafif hastalık yapan basil veya amip diğer bir insanda ağır bir hastalığa neden olabilir. Hastalığı hiçbir belirti vermeden geçiren dizanteri taşıyıcıları da vardır. Dolaylı bulaşmada besin maddelerinin mikropla kirlenmesi söz konusudur. Hastalığı taşıyan satıcı, aşçı, garsonların ve diğer gıda ile uğraşanların mikrobu bulaştırması ile ekmek, süt, salata, meyva gibi pişmeden yenen ve içilen maddelerden, hastalık kolayca alınmaktadır. Dizanterinin yayılmasında karasinekler de yol oynar. Amipli ve basilli dizanterinin bulgu ve belirtileri birbirine az çok benzer. Kesin teşhis, dışkı tetkiki ile olabilir. Dizanteriye her cins ve yaştaki kişiler yakalanabilir. Çocuk ve yaşlılarda, vücut direncini düşüren başka bir hastalığı olanlarda, dolaşım yetmezliği olanlarda, hamilelerde,veremli olanlarda ağır seyreder. Dışkı içinde kan,müküs (sümüksü akıntı) ve cerahat mevcuttur. Dışkılama, karın ağrısını takip eden burulmayla başlar. Arkasından şiddetli bir ağrı ile barsak içeriği dışarı atılır. Bazen hasta tuvalete gidemeden yatağa dışkılar. Dilin üstü paslıdır,hastalık ilerledikçe dil şişer. Karın muayenesinde kalın barsaklar sucuk gibi ele gelir ve ağrılıdır. Ayrıca, mide-barsak sindirim salgısında azalma olduğundan hazımsızlık da ortaya çıkar. Barsakta gaz vardır. İdrar yaparken yanma, bazen durdurulamayan hıçkırık vardır. Tedavi edilmeyenlerde tansiyon, hastalığın 2-3. günü düşer, nabız sayısı artar. Çocuklardaki daha değişik seyreder. Çocuklarda sinir sistemi belirtileri fazladır, huzursuzluk, durgunluk, havaleyle seyreder ; su kaybı belirtileri çoktur , dışkıda müküs boldur , dışkı yeşil renktedir. Dizanteri erişkinlerde 10-15 gün kadar sürer. Kronikleşen dizanteri ise gelip geçici iyileşmelerle senelerce sürebilir. Uygun bir tedavi,diyetin yapılmaması ve amip veya basilin özelliklerine bağlı olarak dizanteri kronikleşebilir;bunlar aynı zamanda taşıyıcı da olur. Hastalığın seyri esnasında makat çevresi apseleri, makatın dışarı çıkması, idrar yolları iltihabı, dizanteri romatizması, konjonktivit , nadiren de kaslarda felç görülebilir. Erken ve iyi tedavi edilmezse amipli dizanteride , barsak çürümeleri , kanamaları ve delinmeleri , barsak kanseri , hepatit (karaciğer iltihabı), karaciğer apsesi ve diğer iç organlarda apseler gelişebilir. Her iki dizanteri türünün tedavisi de az çok benzerlik gösterir. Tedavi için yatak istirahatine alınır, beslenmesi ayarlanır , bol sıvı verilir , posa bırakan gıdalar verilmez (sebze, meyve gibi). Mide asiti azaldığı için , limonata veya özel ilaçlarla bu eksiklik tamamlanır. Yemekten sonra sindirim enzimleri içeren ilaçlar verilir. Şiddetli ağrılara karşı karın üzerine sıcak su torbaları ve termofor koymak faydalı olabilir. Tedavide çeşitli antibiyotikler ve destekleyici ilaçlar uygulanır. Bu ilaçlar, mutlaka bir doktor denetiminde kullanılmalıdır. Korunma için hastalar, sağlamlardan ayrılır. Dışkı dezenfekte edilmeden tuvaletlere dökülmez. Dizanteri hastalarına ve taşıyıcılarına , besin maddeleri işçiliği yaptırılmaz. Sular klorlanır. Sütler iyi kaynatılır ve pastörize edilir, çiğ sebze ve meyveler temiz ve bol su ile yıkanır. Salgınlar esnasında çiğ sebze ve meyve yememelidir. Besinler kara sineklerden korunmalı, el temizliğine dikkat edilmelidir. En önemli adım hastaları tedavi etmek, portörlük (taşıyıcılık) ile bulaşmasına engel olmaktır. İnsanlarda görülen bu hastalık hijyen şartlarının iyi olmadığı gelişmekte olan ülkelerde daha sık görülür. Kötü hijyen şartları olan bölgelere seyahat eden kişilerde görülür. Homoseksüellerde de cinsel temas yolu ile geçebilir. Hijyen koşulları kötü olan bir bölge ziyaret edilecekse , böyle bir yerde tatil veya kamp yapılacaksa daha dikkatli olmak gerekir. Böyle yerlerde içinde buz olan içecekleri içmeyin , kendinizin toplamadığı taze meyve ve sebzeleri yemeyin. Sadece pastörize edilerek şişelenmiş veya kaynatılmış su ve içecekleri için , çeşme suyu içmeyin , sokak satıcılarının sattığı gıdaları yemeyin ve içmeyin , mutfağını ziyaret etmediğiniz lokantalarda yemek yemeyin. Enfeksiyonun ev halkına bulaşmaması için dikkatli olmak gerekir. Hasta kişi tedavi olmuşsa , ortamın ve şahsın sağlık şartları düzgünse bulaşma ihtimali çok azdır. Enfeksiyonun yayılmaması için tuvalet kullanımından sonra, çocukların alt bezleri değiştirildikten sonra , yiyeceklerle temas etmeden önce , yani sık sık ellerin bol su ve sabun ile yıkanması şarttır. Anlaşılacağı üzere dizanteri hastalığından korunmanın en önemli yolu kişisel temizlik ile sağlıklı, temiz su ve gıdadır.



Geri dön/Sayfa başına git

SUDA BOĞULMALAR

Solunum yollarının suyla dolması sonucu asfiksi olmasıdır. Asfiksi , boğulma ile aynı anlamdadır. Boğulma havasız kalma sonucu ölme halidir. Temiz yani oksijenli havanın kana verilmesini ve kandaki karbondioksitin vücuttan atılıp havaya verilmesini sağlayan , akciğerlerin alveol denilen , salkımdaki üzüm taneleri gibi görülen kısmına havanın giriş çıkışının her hangi bir nedenle engellenmesi , yani havasız kalma hali boğulmadır. Suda boğulmalarda solunum yolları su ile dolduğu için hava giriş çıkışı engellenir ve hasta kısa sürede kaybedilir. Tatlı suda ve tuzlu suda ( deniz suyu ) boğulmada ölüm mekanizması farklıdır. Ama bu farklılıklar çok fazla teknik ayrıntıdır , sağlık ekibini ilgilendirir ; boğulan için kötü son değişmemektedir. Boğulmaları kolaylaştıran nedenler vardır :Soğuk suda yüzmek,kızgın güneş altında uzun süre kaldıktan sonra yüzmek,ağır yemekten kısa bir süre sonra veya uzun süre aç kaldıktan sonra yüzmeye çalışmak, yorgun, uykusuz veya alkollü yüzmek,elbette bir de yüzmeyi bilmeden yüzmeye kalkışmak. Alkol çok önemlidir , az miktarda alınsa bile boğulmayı kolaylaştırır. Boğulmanın nedeni sarhoşluk değildir. Alkol , karaciğerin kana şeker vermesini engeller. Yüzen kişi kandaki mevcut şekeri harcadığı için ve karaciğerden kan dolaşımına yeni şeker verilemediği için kandaki şeker seviyesi hızla azalır. Bunun sonucunda şahsın kuvveti azalır , halsizlik ve bilinç bulanıklığı başlar , kas kramplar , soğuğa direncin azalması görülür. Sonuç olarak da yüzmeye başlamış olan alkol almış kişi geriye dönüp karaya çıkmakta zorlanmaya başlar , su yutmaya ve akciğerlerine , solunum yollarına su kaçmasına engel olamayacak hale gelir. Ağır yemeklerden sonra dolaşımdaki kanın önemli bir kısmı mide ve barsakların çevresine gideceği için halsizlik , tansiyon düşmesi , kolay yorulma , kalbin normalden daha fazla zorlanması başlar. Bu durumda yüzmeye kalkışmak boğulma riskini artırır. Uzun açlıktan sonra yüzmeye çalışanlarda da , yüzmeyi sağlayan kasların çalışması için gerekli oksijen ve şeker ( glükoz ) temin edilemez. Ağır yemekler,aşırı açlık,alkol yaklaşık olarak aynı mekanizmalarla,kan şekerini düşürerek,kolay yorulma ve halsizliğe neden olarak,bilinçde bulanıklığa neden olarak boğulma için çok uygun bir ortam hazırlarlar. Güneş altında uzun süre kalmaya bağlı olarak güneş çarpması denilen , bilinç bulanıklığı ve vücudun aşırı su-tuz kaybına neden olan tehlikeli bir durum görülür. Bu haldeyken yüzmeye başlamak varolan tehlikeyi artırarak boğulmayı kolaylaştırır. Özellikle de hazırlanmadan , aniden soğuk suya girerek yüzmeye çalışmak kalp çalışmasında düzensizliklere , bütün kaslarda ani kramplara ve kuvvet kaybına , hatta bazen de üst solunum yollarında ani kasılmalara neden olarak boğulmaya zemin hazırlar. Boğulan birine yardımcı olmaya çalışmak eğitimsiz insanların işi değildir. Boğulan bir insan ölmüştür , kalbi ve solunumu ya da ikisinden biri durmuştur. Bu durumdaki birini yüzüstü veya başaşağı çevirip akciğerlerindeki ve solunum yollarındaki suyu boşaltmaya çalışarak canlandırmaya kalkışmak hem komik hem de tehlikelidir. Boğulmamış,yani ölmemiş,kalbi normal çalışan,nefes almakta zorlanan biraz da su yutmuş , daha doğrusu akciğerlerine çok az su kaçmış birine bu işlemler yapılabilir. Şahıs başaşağı veya yüzüstü çevrilerek ve göğse – sırta aralıklı olarak güçlü bir şekilde bastırarak , kollarını omuzlarından itibaren geniş hareketlerle oynatarak solunum yollarına kaçmış olan su boşaltılabilir , nefes alması için yardımcı olunabilir. Fakat boğulmuş , yani geçici de olsa kalbi ve solunumu durmuş , bilinci kapanmış birine aynı işlemler yapılırsa , bütün kaslar gevşemiş olduğu için boyun ve bel kırıklarına neden olunur , gereksiz yere zaman kaybedilerek hasta için çok önemli olan saniyeler boşa harcanmış olur. Çok iyi eğitim almamış birinin kalp masajına başlaması , belki de çalışmakta olan kalbi durduracaktır. Çünkü etkili ve yeterli yapılan kalp masajı , normal çalışan her hangi bir kimsenin kalbinin durmasına neden olur , etkisiz ve yetersiz kalp masajı ise zaman kaybından başka işe yaramaz. O halde öncelikle kalbin çalışıp çalışmadığını belirlemek gerekir. Bundan sonra da işini çok iyi bilen biri tarafından kalp masajı yapılması gerekir. Benzer çekinceler yapay solunum için de geçerlidir ; bir farkla ki , az-çok nefes almaya çalışan birine yapay solunum yapılması solunumunun tam olarak durmasına neden olmaz. Bu nedenle de yapay solunum tehlikesiz kabul edilebilir. Ama eğer hastanın ağzı temizlenmemişse , ağız içindeki , yosun , kusmuk gibi yabancı cisimler solunum yolunu tıkar ve boğulmaya , yani ölüme yardımcı olur. O halde tam olarak boğulmamış birine yapay solunumla yardımcı olacaksak , ağzını iyice temizleyip , dil arkaya kaçmışsa dili tutarak öne çekip , ağızdan hava vereceksek burnunu , burundan hava vereceksek ağzını tam olarak kapatıp kendi ciğerimizdeki havayı hastanın ciğerine doğru üflemeliyiz. Çocuklarda vereceğimiz hava az olmalıdır , çünkü çocuğun akciğerleri çok küçüktür , yırtılmalara neden olabiliriz. Akciğer yırtılmaları başlı başına tehlikeli ve ölüm nedenidir. Tamamen boğulmuş , yani ölmüş olan , kalbi ve solunumu ya da ikisinden biri durmuş olan bir kimseye yapılacak ilk yardım ve hayata döndürme işlemleri çok tecrübeli ve birden fazla kişinin yapabileceği , bu sırada da bazı önemli malzemelere ihtiyaç duyacağı , dikkat , bilgi ve özen gerektiren işlemlerdir. Tam olarak boğulmuş , yani ölmüş olan kimselere , yaşama yeniden dönmesi için bir şans verilmesi için çaba gösterilmesi , bunun için de tıbbın çeşitli olanaklarının kullanıldığı işlemler manzumesi olan CPR ( Kardio Pulmoner Resüsitasyon ) , tıp biliminin karşısına çıkabilecek en ağır ve en zorlu işlemlerdendir. Bu işlemler manzumesi , felsefi bir yaklaşımla bakıldığında , Yaratanın izin verdiği ölçüde Azrail ile tıp biliminin savaşıdır. Bu savaştan kimin galip çıkacağını hiç kimse bilemez. Dolayısıyla da bu işlemlerin yapıldığı hastanın yaşama dönme şansı , yaşama dönebilirse normale dönme şansı hakkında hiç kimse fikir yürütemez. Bu şekilde müdahaleler geçirip yaşama dönmüş biri için tıp biliminin sunduğu destek tedavilerini uyguladıktan sonra yapılacak tek şey beklemektir. En iyisi hiç boğulmamaktır. Boğulmamak için de dikkat etmemiz ve yüzme ile ilgili kurallara uymamız gerekir. Boğulmaları en aza indirmek ve ilk yardım uygulamalarını düzgün ve yeterli hale getirmek için kısa dönem tedbirler olarak , mülki amirlerin ( vali,kaymakam ) , yerel idarelerin ( belediyeler ) , özel havuz ve plaj yöneticilerinin çok iyi eğitilmiş ve tam donanımlı haldeki sağlık personelini sürekli olarak ve gezer halde , riskli bölgelerde bulundurması gerekir. Elbette yüzülen havuz veya denizin fiziki durumunu düzenlemek çok önemlidir , fakat benim ihtisas alanım değildir. Boğulmuş ve bir şekilde hayata döndürülmüş olan kimselerin yatarak tedavi görmeleri gereken yer olan yoğun bakım yataklarının artırılması ve yaygınlaştırılması , bu merkezlere hastaların uygun koşullarda ve hızlı ulaşmalarının sağlanması da gereklidir.



Geri dön/Sayfa başına git

BULAŞICI SARILIK

Bulaşıcı sarılık ( Viral Hepatit ) , karaciğer başta olmak üzere bütün vücuda zarar veren mikrobik bir hastalık olup özellikle gelişmemiş ülkelerde çok önemli bir sağlık sorunu olmaya devam etmektedir. Çünkü çok kolay bulaşabilmekte , zaman zaman çok ağır hastalık tablosuna neden olarak ölümlere veya sakatlıklara neden olmaktadır. Tedavi giderleri çok yüksektir,bu da zaten yoksul olan bu tür hastaların ve milletlerin kaldırabileceği bir yük değildir. Hastalar aylarca süreyle işlerinden ve gündelik hayatlarından uzak kalmak zorundadırlar ; böylece üretim ve gelir iyice düşer. Böylece , zaten yoksul olan hastaların daha da yoksullaşmasına ve tedavinin imkansız hale gelmesine neden olan bir durum ortaya çıkar. Bütün Türkiye nüfusunun yaklaşık % 30’unda bulaşıcı sarılık ( Viral Hepatit ) mikrobunun bulunduğu tahmin edilmektedir. Bunların üçte biri,yani Türkiye nüfusunun yaklaşık %10’u , bulaşıcı sarılığın doğal bir sonucu olarak karaciğer yetmezliğine veya çok ağır karaciğer hastalıklarına yakalanma riski taşımaktadır. Bu kadar insan hastalandığında , bunların tedavi masrafını karşılamak ve hastalık nedeniyle çalışamamanın yarattığı üretim ve gelir kaybını karşılayabilmek Türkiye’nin altından kalkabileceği bir yük değildir. Bu ağır yükü Almanya veya İngiltere gibi zengin ülkelerin sağlık sistemi bile karşılayamaz. Zaten bulaşıcı sarılığın özel ve iyileştirici bir tedavi yöntemi de yoktur. Oysa ki, aşılama , çevre sağlık şartlarının düzeltilmesi,kişisel hijyene,temizliğe dikkat edilmesiyle bu tehlikeli hastalıktan korunmak mümkündür. Bu tür çalışmalarla diğer bütün bulaşıcı hastalıklar azalacağı için , aile ve memleket bütçesine binen yük de önemli ölçüde azaltılır.Bulaşıcı hastalıklardan korunmak için tedbir almayarak hastalık ortaya çıktığında tedavi etmeye çalışmak , masraf olmasın diye evlerin kapısına kilit takmayarak hırsız girdikten sonra ah vah edip zararı gidermeye çalışmak kadar sorumsuzca bir davranıştır. Bulaşıcı sarılık virüs denilen mikroplarla oluşur , bu nedenle de “viral hepatit” denir. Hastalığa en sık neden olan virüsler A,B ve C tipi hepatit virüsleridir.Ortaya çıkan hastalığa da “A tipi hepatit”, “B tipi hepatit” , “C tipi hepatit” denir. Yeni tip hepatit virüsleri belirlenmiştir. En sık karşılaşılanı A ve B tipi hepatitlerdir. Hepatit A , daha çok dışkı-ağız yoluyla , yani kirli su ve gıdalar,el ve vücut temizliğinin yetersizliği, hastaların kullandığı bardak,kaşık gibi eşyalarla bulaşır. Ayrıca kuluçka döneminde ve sarılığın ilk dönemlerinde kan yoluyla (kan nakli,enjeksiyon,sağlıksız ortamda yapılan cerrahi işlemler,diş tedavisi,manikür,pedikür, tıraş vb yollarla.) veya vücut salgılarının karışması ( öpüşme,cinsel ilişki vb.) yoluyla da bulaşabilir. Karasinek gibi kirli ,mikroplu ortamlarda gezinen hayvanlarla da hastalık bulaşması mümkündür. Hepatit A ‘da kuluçka süresi ( mikrobun vücuda girmesinden itibaren hastalığın ortaya çıkmasına kadar geçen süre) 2-6 haftadır. Kuluçka süresi hastanın kendisi için değil başka insanlar için önemlidir.Kuluçka dönemi bulaşma bakımından çok tehlikelidir,çünkü hastalık belirtileri yok denecek kadar azdır, hiçbir ilgisi olmayan hastalıklara benzer ve teşhis edebilmek çok zordur. Bu nedenle , hastalık kuşkusu olduğunda veya salgın hallerinde hastaları sağlamlardan ayırmak yani karantina uygulamak gerekir. Hepatit B , daha çok kan yoluyla , yani az önce sözedilen kan nakli,enjeksiyon vb. yollarla bulaşır. B tipi hepatitde kuluçka süresi 2-6 aydır. A tipi hepatitden sonra hastaların önemli bir kısmında az veya çok , çoğu zaman da yeterince bağışıklık kalabilir ; yani yeniden mikropla karşılaştığında korunma şansı yüksektir. B tipi hepatit geçirdikten sonra bağışıklanma ihtimali ise çok daha düşüktür. Ama hastalık geçirerek bağışıklanma tehlikeli bir yoldur , aynı zamanda vücutta çeşitli hasarlar da kalır , ayrıca ölüm tehlikesi de vardır. Bağışıklanmanın doğru yolu aşılanma , korunmanın doğru yolu ise hem aşılanma ham de kişisel ve çevresel sağlık koşullarının topyekün düzeltilmesidir. Hastalık geçirerek bağışıklanmanın bir başka şekilde tarifi ise , ölen ölür kalan sağlar bizimdir ya da doğal seleksiyon olur yaklaşımıdır , bu ise kabul edilemez. Viral hepatitli hastalarda ilk belirtiler hafif bir soğuk algınlığı gibi başlayabilir. Bazı hastalarda hastalığın seyri de bu şekilde devam eder , bazı hastalarda ise çok ağır seyirlidir ve ölümle neticelenir. Bir çok hastada ise haftalarca süren ağır bir hastalık hali,çalışamama,gündelik basit işlerini bile yapamama, iştah azalması,her tür mikrobik hastalığa karşı vücut direncinin aşırı düşmesi,kırgınlık,fenalık hissi,ateş, bütün vücutta özellikle de karında ve eklem bölgelerinde ağrı,tüm ciltte kaşıntılı yaralar,ishal,en çok sevdiği şeyleri bile yapmakta isteksizlik görülür. Sarılık ise genellikle bu belirtilerden sonra başlar. Önce göz akları sararır,sonra idrar koyulaşır,dışkı rengi açılır,bazen dışkı tamamen beyazlaşır. Her şey yolunda giderse 2 hafta kadar sonra sarılık azalıp kaybolmaya başlar , halsizlik ise aylarca devam eder. Halsizlik tamamen düzelmeden karaciğerdeki harabiyet de onarılmamış demektir , zaten hiçbir zaman karaciğer normale dönmeyecektir. B tipi hepatit daha ağır seyirlidir , gebelik hastalığı daha da ağırlaştırır , doğumda ise bebeğe de bulaşır. Doğar doğmaz bebeğin aşılanması ve bebeğe insan immünglobulini ( özel serum ) verilmesi bebeği korur. Hastalığın nasıl bir seyir göstereceği sarılığın türünden çok hastanın vücut direnci ile çok yakından ilgilidir. Hastanın vücut direnci ise önceden aşılı olup olmamasına,beslenme ve yaşam koşullarına,başka hastalıklarının olup olmamasına bağlıdır. Hastalığın özel bir tedavi yöntemi yoktur. Yapılan bütün tedaviler hastanın vücut direncini yükseltmeye ve başka hastalıklardan korunmasına yöneliktir. Bu nedenle de hastalığın tipi ve hastanın savunma mekanizmalarının durumuna göre , mükemmel seviyede tıbbi destek verilse bile hastanın kaybedilebilme ihtimali vardır ve bu durum ( karaciğer koması = hepatik koma ) ortaya çıktığında ise önleyici veya tedavi edici hiçbir tedbir şimdilik yoktur. Tedavide yatak istirahati , bol kalorili ve vitaminden zengin fakat protein ve yağdan fakir diyet uygulanır. Alkol ve sigara kesinlikle yasaktır. Ağızdan yeterince sıvı alınamayanlara serum verilir.Bulantı ve ateş gibi belirtiler tedavi edilir. Son yıllarda kullanılan veya denenmekte olan gamaglobulin,interferon gibi bazı ilaçlar vücudun savunma mekanizmasını güçlendirerek tedaviye yardımcı olurlar. Fakat şimdilik , insana zarar vermeden virüsleri etkili bir şekilde öldüren ilaç bulunamamıştır. Hastalık tedavi edilmezse veya kendiliğinden düzelmezse ölümle sonuçlanabilir veya kronikleşebilir. Kronikleşmiş olan hastalık zaman zaman fırsat bulduğunda yeniden alevlenir ; bunun sonucu olarak da sirozu veya karaciğer kanseri gelişebilir. Özellikle de B ve C tipi hepatitlerin kronikleşmesi halinde hastaların % 20 kadarında siroz , % 20 kadarında ise karaciğer kanseri ortaya çıkar ; bunlar ise , şimdilik tam tedavisi hemen hemen imkansız kabul edilebilecek hastalıklardır. Bulaşıcı sarılık hastalığının gerçek anlamda bir tedavisinin olmadığı ve tehlikeli sonuçlara neden olabileceği görülmektedir. Bu durumda yapılması gereken korunmadır. Korunabilmek için muhtemel bulaşma yollarına yönelik tedbirler alınmalı ve aşı yapılmalıdır. Aşıda önemli gelişmeler olmuştur , özellikle A ve B tipi hepatite karşı etkili aşılar geliştirilmiştir , C tipine karşı aşı ile ilgili çalışmalar da tamamlanmak üzeredir. Risk altındaki kişiler mutlaka aşılanmalıdır : Salgınlarda hastalarla temasa geçmesi ihtimali olanlar , özellikle cerrahi işlemler ve enjeksiyonla uğraşan tüm sağlık personeli , hasta veya taşıyıcı anneden doğan bebekler , aile bireylerinde veya eş adaylarında hastalık ya da taşıyıcılık ( hasta olmadığı halde mikrobu taşıma hali) olanlar mutlaka aşılanmalıdır. Aşılanma işleminden önce tetkik yapılması ve aşılanmanın doktor takibinde yapılması gereklidir. Kan vericileri ve alınan kanlar iyi tetkik edilmeli , hastalardan ve taşıyıcılardan kan alınmamalıdır. Enjeksiyonlarda,diş tedavilerinde,büyük-küçük her tür cerrahi işlemde,tıraş,manikür-pedikür işlemlerinde kullanılan aletler iyi hazırlanmalı ve usulüne uygun olarak dezenfekte edilmelidir. El,yüz,vücut temizliğinin yeterli ( temiz su ve sabunla ) yapılması , her tür gıdanın , kullanma ve içme suyunun temizliği ve mikropsuz olması,tuvaletlerin ve kanalizasyon sisteminin düzgün olması, kanalizasyon dere ve çukurlarının içme ve kullanma sularından,tarla ve bahçelerden,halktan uzak olması,tarla ve bahçelerin kanalizasyonla sulanmaması ya da bu tür tarla ve bahçelerden elde edilen gıdaların tüketilmemesi sadece bulaşıcı sarılık hastalığında değil her tür hastalıktan korunmada çok önemli temel ilkelerdir. Risk altındaki kişilerin aşılanması sadece aşılananı korumak için değil temasa geçeceği kimseleri de korumak , yani salgınları önlemek için önemlidir. Hastalığın gizlenmesi çok üzücü ve tehlikelidir. Gerekçesi ne olursa olsun ve kim tarafından yapılırsa yapılsın , varolan bulaşıcı hastalıkları gizlemek , hem hastaların tedavisini geciktirir , hem de sağlıklı kimselerin hasta olması için ortam hazırlanmasına neden olur. (1994’de yaşamış olduğumuz kolera ve tifo salgınında , turizm kaygısıyla , kolera ve tifo kelimelerinin kullanımı gönderilen gizli emirlerle yasaklanmıştı. Bunun sonucu olarak da vatandaş hastalığı öğreninceye kadar salgın iyice yayılmıştı.)



Geri dön/ Sayfa başına git

KUDUZ

Kuduz, bütün sıcakkanlı hayvanlar ve insanlarda şuur kaybı, huzursuzluk ve felçlerle kendini gösteren , kesinlikle ölümle sonuçlanan bulaşıcı bir hastalıktır. Kuduz, dünyanın bir çok bölgesinde insanlar için tehlike olmaya devam etmektedir. Her yıl yaklaşık 80 ülkeden kuduz nedeniyle 40 000 den fazla ölüm bildirilmekte ve 4 milyon kişi şüpheli ısırık nedeniyle tedavi görmektedir. Ülkemizde de her yıl ortalama 90 000 kişi kuduz şüpheli ısırık nedeniyle tedaviye ve izleme alınmaktadır. Kuduz hastalığından ölümlerin çoğu Afrika'nın bazı kesimleri, Asya ve Güney Amerika'da meydana gelmekte, Avrupa bölgesinde ise sadece Türkiye'de ölümler görülmektedir. Kuduz esas olarak hayvanların hastalığıdır. Kuduza yakalanan hayvanlardan insanlara bulaşır. Ülkemiz gibi evcil hayvan kuduzunun tam olarak kontrol edilemediği bölgelerde, bildirilen insan kuduzu vakalarının % 90'nından köpekler sorumludur. Evcil hayvan kuduzunun iyi kontrol edildiği Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve bir çok Batı Avrupa ülkesinde ise köpekler insan kuduzu vakalarının % 5 ya da daha azından sorumludur. Köpekler dışındaki diğer evcil hayvanlar ise tüm dünyada bildirilen kuduz vakalarının %5-%10 nundan sorumludur ; bunların başında kedi ve inekler gelirken atlar, koyunlar, domuzlar ve diğer çiftlik hayvanları da kuduz nedeni olabilirler. Ayrıca tilki, kokarca, rakun, yarasa, çakal, kurt, maymun gibi tüm vahşi memeliler kuduz taşıyıcısı olabilir ve hastalığı bulaştırabilirler. Hastalık, kuduz bir hayvanın ısırması , tırmalaması ile oluşan yaralarla veya kuduz hayvanın salyasının (örneğin kuduz hayvanın yalaması ile ) sıyrık , kesik ve benzeri yaralara , çatlak deriye, göz ağız veya buruna temas etmesiyle , kuduz hayvanın salyası ile bulaşık eşyanın (tasma, yular, dizgin vb.) yaralı deri ile temas etmesi ile , kuduz hayvanın eti ve sütünün çiğ olarak yenmesi ile , kuduza yakalanmış bir insan ile yakın temasta bulunulması ile hastalık bulaşabilir. Kuduz virusunun vücuda girdikten hastalık belirtilerinin ortaya çıkmasına kadar geçen zaman 7 gün ile 1 yıl arasında değisir. Örneğin; insanlarda 27-64, köpeklerde 20-60, kedilerde 14-30 ve sığırlarda 30-60 gündür.Kuluçka süresi, ısırık yerinin beyine yakınlığı, ısırığın şiddeti, ısırık yerinin sinir uçlarından zenginliği ve vücuda giren virus miktarı ile ilgilidir. Beyine yakın, özellikle kafadan ve ağır ısırılmalarda kuluçka süresi kısalırken , kol ve bacaklardaki ve hafif ısırıklarda uzamaktadır. Hayvanlarda başlangıç belirtileri olarak davranış değişiklikleri ve özellikle saldırganlık görülürken daha ileri safhalarda felçler, diğer beyin iltihabı bulguları ve ölüm görülür. İnsanlarda ise başlangıçta genellikle iştahsızlık, kırgınlık, yorgunluk, ateş görülür. Hastaların yaklaşık % 50' sinde ısırık bölgesinde ağrı ve duyu kaybı görülür ki kuduza özgü ilk belirti budur. Daha sonra huzursuzluk, aşırı korku hali, saldırganlık, uykusuzluk, davranış bozuklukları , boğaz ağrısı, titreme, karın ağrısı, bulantı-kusma, ishal görülebilir. Huzursuzluk , hiperaktivite ( saldırganlık, kendi kendine ve etrafındakilere vurma, koşma, ısırma vb.) , kişilik ve huy değişikliği, hayal görmeler, sara krizleri, tuhaf davranışlar, ense sertliği, hızlı ve sık nefes alıp verme, salya artımı ve felçler olarak ortaya çıkar. Işıktan korkma , yutma zorluğu nedeniyle sudan korkma görülür. Bu belirtilerin başlamasından 4 -10 gün sonra koma hali gelişir ve koma halinin süresi saatler ya da aylar sürebilir ve sonunda hasta kaybedilir. Kuduz, belirtileri başladıktan sonra % 100 ölüme neden olan bir hastalıktır. Önemli olan,hastalık oluşmadan önce vücutta koruyucu antikor düzeyini yükselterek hastalığın ortaya çıkmasını önlemektir.Bu nedenle kuduz, korunmanın çok çok önemli olduğu bir infeksiyon hastalığıdır. Kuduz hastalığının hayvanlardan bulaşan bir hastalık olması nedeniyle korunmanın temel mantığı, kuduzun öncelikle evcil olanlar olmak üzere hayvanlarda kontrolu, dolayısıyla virusun insanlara geçme olasılığını azaltmadır. Ancak bunun oldukça zor olması nedeniyle, kuduzun hayvanlarda kontrolu için yapılan faaliyetlerin yanısıra insanların korunması da kesinlikle ihmal edilmemelidir. İnsanların korunmada tek silahı günümüz modern teknolojisi ile üretilen kuduz aşıları ve acil durumlar için purifiye kuduz serum ve immunglobulinidir. Bir insanı ısıran köpek yasalar gereği (3285 sayılı yasaya bağlı yönetmeliğin 119. maddenin fıkraları) yerel yönetimlerce 14 gün müşahade altına alınmalıdır. Bu gün sonunda köpek ölmezse ve yukarıdaki belirtiler gözlenmiyorsa köpek kuduz değildir ve serbest bırakılır. Ancak her ihtimale karşı ısırılan kişiye mutlaka aşı başlanmalıdır. Bu, insan sağlığı açısından çok önemlidir ve ihmale gelmez. Aşı, en kısa süreler içinde yapılmalıdır. Köpek bu süreler içinde ölmezse aşı kesilebilir. Isırılma vs. sonrası uygulamada yara bakımı ve kuduz serumu uygulamasından sonra aşılamaya geçilmelidir. Dünya Sağlık Örgütü'nün önerdiği bulaşma sonrası aşılama şemasına göre 0., 3., 7., 14., ve 28. günlerde 5 doz olmak üzere kas içerisine bebeklerde ise uyluk kası içerisine aşı yapılmalıdır. Bazı uzmanlar 60. ve 90. günlerde de tekrar doz önerebilmektedir. Derinin yalanması deri kesinlikle sağlamsa önemli değildir. Ellerin derhal sabunlu su ile yıkanması gereklidir. Şüpheli bir hayvan tarafından ısırılan kişinin yarası sabunlu ya da deterjanlı su ile bolca yıkanmalıdır. Isırılan bölgenin bol sabunlu su ile yıkanması riski % 70-80 azaltır. Dezenfektan, antiseptik maddeler sürülür, serum ve aşı programı uygulanır. Mümkünse yaraya dikiş atılmamalı, mutlaka dikiş atılması gerekiyorsa daha sonra dikiş atılmalı veya yara içerisine ve çevresine de kuduz serumu uygulanmalıdır. Ayrıca yaralının tetanoz aşısı durumu da kontrol edilmeli gerekli ise tetanoz aşısı da yapılmalıdır. Aşının kontraendikasyonu yoktur ve her durumda uygulanır.Aşının uygulanmasında nadir olarak aşı yerinde ağrı, kızarıklık, şişlik, ateş gibi bilinen aşı yan etkileri görülebilir. Kuduzda temas riski çok yüksek kişilere (veteriner ,mağaracılar gibi)herhangi bir temas olmadan bağışık hale gelmeleri sağlanabilir. Bulaşma öncesi aşılama uygulaması için Dünya Sağlık Örgütü'nün tavsiye ettiği aşılama şemasına göre 0, 7, 28. günlerde toplam üç doz aşı uygulanması yeterlidir. Belediye ekiplerine de haber verilmek sureti ile ısıran köpeğin yakalanıp müşahade altına alınması sağlanır. Tarım il ve ilçe müdürlüklerine haber veriniz. Köpeklerinizin yavrularını sahipleniniz. İşinize yarayan yavruları kendinize bırakıp diğerlerini sokağa atmayınız. Aksi taktirde bu zavallı ve başıboş yavrular ileride tehlike oluşturacak ve potansiyel kuduz olarak karşımıza çıkacaktır. Köpeklerinizi aşılı ve tasmalı olarak koruma alanı içinde bağlı olarak bulundurunuz, yada avlu içinde tutunuz. Yolda sahibi ile beraber tasma ve kayış ile dolaştırınız.Evlerinizin önüne ve yakınlarına açıkta ve muhafazasız çöp bırakmayınız. Başıboş olan köpekler bu çöplerden beslenerek üreyecekler ve daha büyük “ Potansiyel Kuduz” sürüleri meydana getireceklerdir. Semtinizdeki başıboş köpek veya köpek sürülerini Belediye ekiplerine bildiriniz.Başıboş köpeği beslemek maharet değildir. Beslemek istiyorsanız onu sahipleniniz ve bahçenize bağlayınız.



Geri dön/ Sayfa başına git

Ana Sayfa

<body bgcolor="#FFFFFF"> </BODY>