Sağlık Sistemimizin Sancıları
Sağlıklı yaşama hakkı ana konumuz. Konumuzun incelenmesine mevcut sağlık sistemimizi inceleyerek başlamalıyız. Böylece bazı sorunlarımızın ana kaynağı ortaya çıkabileceği gibi, bazı fikirleri de daha iyi inceleyebiliriz ya da çok yararlı bazı fikirler ortaya çıkarabiliriz.
Anayasamızın , Devletin Temel Amaç Ve Görevleri başlıklı 5. Maddesi dolaylı olarak yapılan tarif ile ...kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak... şeklindeki bir görevi Devlete yükler. Bu madde bir çok bakımdan önemli olduğu için aynen yazıyorum :
( DEVLETİN TEMEL AMAÇ VE GÖREVLERİ : Madde 5. - Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.)
56. madde ise daha ayrıntılı olarak ve doğrudan sağlık konusuna değinir: SAĞLIK HİZMETLERİ VE ÇEVRENİN KORUNMASI : Madde 56 - Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir. Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler. Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir. Sağlık hizmetlerinin yaygın bir şekilde yerine getirilmesi için kanunla genel sağlık sigortası kurulabilir.
Bunlara bir de eşitlik ve adil davranma ile ilgili birkaç satır ekleyelim,aklımızın bir tarafında bulunsun : KANUN ÖNÜNDE EŞİTLİK : Madde 10 - Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar. Görüldüğü gibi 56. Madde çok önemli ayrıntılara değinmektedir. Devletin, herkesin ruh ve beden sağlığı içerisinde hayatını sürdürmesi görevi olduğundan söz edilir. Devlet, bu görev yerine getirirken verimliliği, tasarrufu artırmak ve işbirliğini geliştirmek için hizmeti tek elden planlar şeklinde emredici bir hüküm ekler. Acaba mevcut uygulama nasıl? Bakalım görelim,ne kadar uzun,karışık,çok başlı ve hatta anlaşılmaz olduğunu hep birlikte görelim.
Sağlıkla ilgili varolan sigorta sistemleri, benim anladığım dille ise vatandaşın sağlık hizmeti alabildiği resmi sistemler şunlardır: Sosyal Sigortalar Kurumu(SSK), Emekli Sandığı, Bağ-Kur,Yeşil Kart Sistemi en çok bilinenleridir. Ayrıca bazı kurumların kendi sandıkları aracılığı ile doğrudan verdiği ya da başka kurumlardan satın alarak verdiği sağlık hizmetleri vardır ; bunlar özel kanuna bağlı olarak çalışan kurumlardır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Silahlı Kuvvetler (Jandarma dahil) ; bazı illerimizde ise Üniversiteler, Emniyet Teşkilatı, eski adı ile PTT, Türk Hava Yolları, Devlet Demir Yolları, Milli Eğitim Bakanlığı, çeşitli diğer bakanlıklar, Devlet Bankaları, Vakıflar, Belediyeler, hatta Denizcilik İşletmeleri, özelleştirilen Sümerbank gibi aklınıza bile gelmeyecek sayıda kurum ve kuruluş bu şekilde özel kanunlarla sağlık hizmetlerini mensuplarına verir. Bunların bir çoğunun kendine ait ve özel kanunla yönetilen hastane ve poliklinikleri vardır. Tüm bu kurumlar, kuruluşlar, hizmet alma-verme sistemleri mercek altına alınarak incelendiğinde, çoğunun devlet içinde devlet şeklinde bir yapılanma ve yönetim tarzının olduğu görülür.
Ayrıca, gaziler ve maluller, şehit-gazi-malul dul ve yakınları, (herhangi bir sosyal güvenlik kurumu kapsamındakilerin) dul ve yetimleri, 65 yaş üstü vatandaşlar, kimsesiz ve yoksullar, emekli üst düzey devlet yöneticileri, öğrenciler, özel bankalar, özel sağlık sigortası kuruluşları gibi çeşitli ve farklı yasalarla yönetilen sağlık güvenlik sistemleri vardır. Ne kadar çok değil mi?
Bir de bütün bunların yönetimini,denetimini,finansmanını,personel,bina ve malzeme ihtiyacını düşünün. İşin içinden çıkabilirseniz bana da söyleyin ben de çıkayım,çünkü neredeyse boğulacağım.
Yine benim anlayabileceğim dille bir şeyler yazacağım. Ben bir vatandaşım. Elimde her türlü kurum ve kuruluşun kartının üstünde olan Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlık Kartı-Nüfus Cüzdanı var. Bir şekilde, benden istendiği ve verebildiğim kadarıyla vergi veriyorum, Devletin şu veya bu cebine. Yine elimden geldiği kadarıyla da yasalara uyuyorum. Buna rağmen SSKlı isem Devlet hastanesine, Emekli Sandığı mensubu isem SSK hastanesine girip hizmet alamıyorum vs. Oysa ortada Anayasanın amir hükmü var :...sağlık hizmetlerini tek elden planlayıp yürütmek... Ben vergimin Devletin hangi cebine gireceğini belirleyemiyorum ki, kurumların bu kadar çok ve farklı olmasını ben istemedim ki. Sonra bunları düzeltecek olan yasaları çıkarabilme yetkim yok ki. Ya da bazı kimseler vergisini vermiyor da bazıları da buna göz yumuyorsa ve vurun abalıya denilerek sürekli benden vergi alınıyorsa ben ne yapabilirim.
Şimdi ben bunları yazarak ne bir takım kişi ve kuruluşlara işlerini öğretmek ya da klasik deyimle popülist ya da anarşist bir yaklaşımla olaylara yaklaşmıyorum. Ya da bu durumu, sistemi, yasaları, uygulamaları
kimse bilmiyor da ben keşfetmiş de değilim. Ben sadece zihin jimnastiği yapıyorum. Ben diyorum ki, sağlık sisteminde bir arıza var ve bu arıza çok önemlidir. Çünkü sağlıklı olmayan ve sağlığını güvende hissetmeyen hiçbir insan verimli olamaz, sağlıklı düşünemez, devletini ve milletini sevmekte zorlanır. Bu durumu düzeltmeliyiz. Nasıl? Hep beraber. Bu saatten sonra hiç kimsenin topu birbirine veya taca atmaya hakkı yoktur, özellikle de yasama ve yürütme görevini yapanların veya yapması gerekenlerin. Çünkü biz vatandaşlar, sayın seçilmişlerimizi, yasalarımızın tanımladığı asgari ölçülerde milletimizin dirlik ve düzenini, huzur, sağlık ve refahını korumaları ve geliştirmeleri için seçiyoruz. Elbette ki sayın yöneticilerimizin de sorunları ve hakları vardır ama en büyük sorun ve hak benim yani vatandaşındır.
Son anayasamız 20 yıl önce kabul edildiği halde ve amir hükümlere rağmen, halen çok dağınık olan sağlık ve sosyal güvenlik sistemlerinin düzenlenip bir araya toplanması, organize olarak zaman ve para savurganlığının önlenmesi, vatandaşın istediği kamu hastanesinden (Üniversite Hastaneleri dahil) bilimsel ve objektif kurallar çerçevesi içerisinde hizmet alması mümkün olmamıştır. Sürekli çıkarılan yeni yeni kartlar, hastanelere hasta kabul sisteminin saatlerinin ve randevu vs.sinin düzenlenmesi, bakanlar arasında yapılan senin-benim hastanem tartışmaları arasında vatandaşın sağlığı renkli ve de magazin basınına emanet edilmiştir. Hem de Anayasamızın amir hükümlerine, seçilmişlerin etmiş oldukları yeminlere rağmen.
Ülkemizde bunca yoksulluğa rağmen son yıllarda özel hastane, poliklinik, laboratuar, muayenehane gibi sağlık hizmeti veren kurumların sayısının artmasının nedeni vatandaşın zenginliğinden değil, çaresizliğindendir. Bir şekilde ve her hangi bir nedenle, Devletimizin veya daha doğrusu devlet idaresini elinde tutan kimselerden bazılarının aymazlığı, daha da kötüsü çok azının da olsa kötü niyeti nedeniyle sağlık alanında önemli ve kontrol dışı bir boşluk ve eksiklik yaşanmaktadır. Bu boşluk ise her benzer durumda olduğu gibi, devletin olmadığı yerde anarşi doğar prensibine uygun olarak sağlık anarşisi doğurmuştur. Zannetmeyiniz ki bu anarşi özel kurum ve kuruluşların sonucudur. Tam tersine bizzat bazı devlet kurumları sağlık anarşisini, inanıyorum ki istemeden körüklemiştir. Oysa ki sağlık hizmetleri, belirli standartları ve diğer kuralları önceden belirlenmeiş olarak açılmış olan ve çalışan bütün kamu ve özel kurumlarından sigorta sistemi tarafından satın alınsa, bunların denetimini Devlet kurumları ve meslek odaları yapsa, Devlet hastane işletmeciliğinden vazgeçse, herkesten düzenli olarak sağlık vergisi payı da kesilse, bu vergi payını ödeyemeyenlerin payını Yeşil Kart dağıtmak yerine Devlet mekanizması karşılasa, hem Devletimiz tasarruf yaptığı için karlı olur, hem vatandaş daha kaliteli ve ulaşılabilir sağlık hizmeti alır, hem de çalışanlar mutlu olur.
Çok sayıda sağlık sigorta sisteminin varlığı yarar yerine zarar vermektedir. Her bir kurum kendi içerisinde yapılandığı için aşırı bir bürokrat, memur yığılımı olmaktadır. Hemen her ilde ve hatta bir çok ilçede örgütlenme ve yapılanma zorunlu hale gelmekte. Böylece her bir sigorta kurumunun genel müdürü, yardımcıları, sekreterleri, danışmanları, müşavirleri, şoförü, koruması, çaycısı gibi çalışan veya çalıştığı söylenen kişiler ile bunların yakınları, akıl hocaları ya da bunlar üzerinden geçinenler topluluğu bir ordu insan haline gelmektedir. Merkezde başlayan bu ağır ve kalabalık bürokrasi ekibi dalgalar halinde taşra teşkilatlarına yayılmakta ve tüm yurdu kaplamaktad (Günümüz bürokratlarının bir kısmı , ...demir ağlarla ördük Anayurdu dört baştan... ifadesini yanlış anladılar sanıyorum.). Bu teşkilatlanma işinin her bir sağlık sigorta sistemi için tekrardan ve ayrıca yapıldığını düşünürsek çok sayıda, başlarında ordu komutanları olan müsteşar veya genel müdür ile arkalarında binlerce, hatta onbinlerce çalışanın olduğu ordular ortaya çıkıyor. Bu bürokrasi ordusunun ilk hedefi ise mevcut mevzuatın emrettiği ve kurduğu bürokrasiyi korumak oluyor. Bunu yapmak zorundalar, görevleri bu. Bu hantal bürokrasiyi doğuran mevzuatın gerekli gördüğü işlemlerin atlanması veya eksik olması yanlıştır ve hatta suçtur ama hizmetin kendisi aksarsa önemli değildir. Bürokrasi, yöneten devlet ile yönetilen millet arasındaki ve milletin kendi içindeki ilişkileri düzenler, kaldırılması düşünülemez elbette. Fakat işler hale getirilmesi gerekir. Büyük bürokrasi ordularının varlığı için yapılan her tür harcama, hizmet vermek için toplanan vergilerle karşılanmaktadır.
Cumhuriyetimizin ilk yıllarında ağır bir ekonomik ve sosyal buhran ile yoksulluk içinde olan milletimizin bir şekilde ayakta tutulması, daha doğrusu karnının doyurulması gerekiyordu. İş yeri açabilecek varlıklı insan sayısı çok çok azdı, teknoloji üretimi yoktu. Bu ve benzer nedenlerle devlet sisteminin iş alanı açması veya açılmış olan iş alanlarının emek yoğun sistemle çalıştırılması, olabildiği kadar çok yurttaşımızı çalıştırarak açlık meselesinin acilen halledilmesi gerekliydi. Sistemin yapısı günün koşullarına uygun hale getirilmediği için bu hantal yapı zamanla, devletin ve milletin bütün varlığını yiyip bitiren bir hal aldı. S.S.K., Bağ-Kur gibi sağlık ve sosyal güvenlik sistemlerinin, çeşitli kamu iktisadi teşekküllerinin (KİT), BİTlerin (Belediye iktisadi teşekkülleri), kamu bankalarının velhasılı kamuya ait, yani özünde millete ait olup da devlet mekanizması tarafından yönetilen kurumların mevcut toplam zararı günümüzde Devlet bütçesinin çok üstündedir. Hemen hemen tüm kamu kuruluşlarında süregelen hortumlamalar sonucunda bu kurumlar hizmet veremez hale getirilmiştir ve aymazlık devam etmektedir. Bu kurumlar son derece lüks otelleri ya da tatil köylerini, asli mensuplarının hiç bir zaman kullanamadığı bazı güya sosyal tesisleri işletmektedirler. SSK bugün değer biçilemeyen arsalarda kurulu devasa binalarda bürokratik hizmetleri vermekte, Bağ-Kur ve diğerleri de ağabeyleri olan bu kurumlardan geri kalmamaktadır. Bu kurumların tamamında çalışan toplam bürokrat, memur, işçi, sözleşmeli sayısı binler değil yüzbinlerle ifade edilmektedir. Bütün bunlar, toplanan ve bir kısmı da çeşitli nedenlerle toplanmayan primlerle, vergilerle yapılmaktadır. Bundan böyle, işverenler de, işçiler de, sendikalar da, Devlet de verimliliği ve milletin genelinin menfaatlerini en önce düşünmek zorundadır.
Atatürk ve arkadaşları saltanatı kaldırarak bize çok büyük kötülük mü ettiler acaba ? O zaman hiç olmazsa bir saltanat ailesi vardı. Oysa şimdi ayrı ayrı hüküm süren neredeyse onbinlerce ayrı sultanımız ve onların ailesi var. Bakanlar, vekiller, müsteşarlar, genel müdürler, yardımcıları, onların yardımcıları, daha daha da yardımcıları, korumaları, sekreterleri, uşakları, çaycıları, kuaförleri, terzileri, terzilerinin akrabaları ve daha daha niceleri ayrı ayrı sultan oldular. En bilinen sloganları ise sen benim kim olduğumu biliyor musun?. Türkiyedeki makam aracı sayısı Japonya veya İngiltere'de bulunandan daha fazladır. Ya biz çok zenginiz ya da onlar işi bilmiyor.
Memlekette bir şeyler yanlış gidiyor. Yönetenler de yönetilenler de yanlışları biliyoruz. Ya bu durum işimize geliyor ya da uğraşmak istemiyoruz. Dertler çok ama dermanlar da çok. En önemli sorunlarımızdan biri kaynak israfıdır. Bilinmeden yapılıyorsa anlatıyoruz işte. Ama ya bilinerek yapılıyorsa hele bir de bu kaynak israfını bazı kimseler kendi çıkarları için kullanıyorsa bunun adı vatan hainliğidir ve buna karşılık olarak da ceza kanunumuzda vatan hainleri için uygulanması gereken yasa maddesi vardır. Bunu da kaldırtmak için her yolu deniyorlar ama zaman ne gösterecek bilinmez. İsmet Paşa'nın dediği gibi, gerekirse Dünya yeniden kurulur ve Türk milleti bu dünyadaki yerini alır.
Geri dön/Sayfa başına git
Ana Sayfa