Sağlıklı Yaşama Hakkı ve Türkiye
Az gelişmiş, fakat gelişmekte olan ve önü açık bir ülkedir güzel yurdumuz. Yıllardan beri yaklaşık aynı şekilde söylenen sözlerdir bunlar da bir türlü hamle yapıp gelişemeyiz. Benim bilemeyeceğim kadar gizli ve önemli nedenleri vardır belki. Benim bildiğimse, her boyutu ile insana yatırım yapılmaması ve Ortadoğu miskinliğinin verdiği çalışma yetersizliği ile çabuk ve zahmetsiz köşe dönme sevdalarının sonucudur içinde bulunduğumuz durum. İnsana yeterli yatırım yok. Ne demek. Sadece eğitim-öğretim mi? Hayır. İnsanımız kendisinin ya da sevdiklerinin yarınını göremiyor, ne olacağını bilemiyor.
Okulu ,askerliği, iş, eşi, çocukları, sağlığı, emekliliği ne olacak belli değil. Çocuğu nasıl nerede doğacak, hangi koşullarda büyüyecek, mama-ilaç-kıyafet vs. parası nereden gelecek? Hangi okula, hangi servisle, ne kadar bağışla gidecek? Cuma günü aldığımız kitaplar Pazartesi değişecek mi, kıyafetleri bu sene hangi mağazadan almalıyız? Peki çocuğum sabah 6da kalkmasa da tekli öğrenim olsa daha iyi olmaz mı? Anne-baba çalışmak zorundayız, okulun yanında bir çeşit kreş, bekleme/çalışma ünitesi olsa nasıl olur? Okullarda iyi kötü öğrenim var da birazcık da eğitim olsa iyi olmaz mı? Böylesine sağlıklı koşullarda büyüyen çocuk büyüdüğünde sağlıklı düşünüp doğru işler yapar bence.
Nasıl sağlıklı yaşayalım. Sağlıklı olma halinin çok kısa ve tam olarak karşılığı olan bir tarifi vardır : Bedenen ve ruhen sağlıklı olma hali. Yani insanın hem bedeni bir rahatsızlığı olmamalı hem de yukarda anlattığım basit örnek gibi zihinsel / ruhsal dünyasını karıştırıp bozan can sıkıcı olaylar yaşamaması gerekir.
Canı sıkılınca (eski bir bakanın yaptığı iddia edildiği gibi) -bilinen miktarı ile- 2.5 milyar doları içetmez. Şimdi duralım. Bu rakam çok önemli bir ölçek, kabaca da olsa bir açıklama gerekir. Doları 1 milyon 420 bin lira kabul edelim ( 2003 Temmuz Başları ) 2.5 milyar dolar =3.550.000.000.000.000 TL eder. Rakam büyük, okumak zor,yardımcı olayım, 3 katrilyon 550 trilyon lira, yani 3 milyon 550 bin tane 1 milyar lira. Başlayalım ince! hesaplara. Türkiyenin bütün önemli karayollarının uzunluğunun 50 bin kilometre olduğunu düşünelim (inşallah o günleri de görürüz). Her 50 kmde iki tam donanımlı ambulans bulundurursak toplam 2000 ambulans eder. Yine en cömert hesapla tanesinin 500 milyar lira olduğunu kabul edersek toplam 1 katrilyon lira yapar. Aşılanma çağında olan bütün çocuklarımızın sayısı diyelim ki 10 milyon, yılda onar kere bilmem ne aşıları yapıldı diyelim, eder yılda 100 milyon aşı. Her bir aşının maaliyeti 2 milyon lira olsa yıllık toplam aşı maaliyeti 200 trilyon lira yapar. Elimizde halen 2 katrilyon 350 trilyon lira var. Tanesi 10 trilyon liradan okul yaparsak bu da 235 okul eder.235 okul ise 20şer derslik ve 25erli sınıflardan ve çiftli öğretimden 235 bin öğrenciye iyi okul demektir. Bu ince hesaplar çok kalınlaştırılmış, yuvarlanmış rakamlardır. Ayrıca günahını almayalım muhterem zatın. Daha bir çok kimse hakkında benzeri asılsız dedikodular var (kayıt dışı ekonomiyi filan da şimdilik karıştırmıyorum). Bu dedikodular gerçek ise dehşet verici bir durum ortaya çıkıyor. Eğer böyleyse bazı kimseler insan eti yiyip insan kanı içiyorlar (modern yamyamlık).
İşe nereden başlamak gerek sorusu en zor sorulardandır. Çok özet, basit, fakat çok karışık olan tam karşılığı ise : Türkiyede yaşayan herkes, kendine ait görev ve sorumlulukları, insan olmanın gerektirdiği asgari şeref, sorumluluk ve dürüstlük bilinci ile yapmalıdır. Bir takım çevreler tarafından kiralanmış bazı kendini bilmez kalemlerin (Görsel ve yazılı alanda) yaptıklarının tersine hareket etmeliyiz ve böylece, içinde bulunduğumuz koşulların oluşmasında, yöneterek, kanun yaparak, uygulayarak, denetleyerek veya bunların hiç birini yapmayarak tam anlamıyla asıl sorumlu olanların yaptıklarını, yapmadıklarını ve yapmaları gerekenleri ortaya koymalı, bunları nedenleriyle birlikte tartışmaya açmalıyız. Oysa, yukarda tarif ettiğim bazı tipler, gündelik medyatik ve çoğunlukla çarpıtılmış gerçek dışı yayınlarla asıl sorumlu olanları dikkatlerden kaçırmakta, hatta bazen de tuvalet açılışı gibi tuhaf olaylarla bu saygıdeğer zatları birer kahramanmış gibi bizlere süslü paketlerde sunmaktadır. Oysa bunların asıl amacı ceplerini dolduracak pınarları kurutmamak, gelir ya da makam verecek olanları küstürmemektir.
Bence bir çok yerden aynı anda başlamak gerekir. İyi bir eğitimle ve hatta önce bizleri eğitenleri eğiterek işe başlanabilir;öğretim nasıl olsa bir şekilde gidiyor,gerekirse açarız kitapları okur öğreniriz,elbette öğretimin bu kadar basit olmadığını ben de biliyorum. Ama ya eğitim? Bugün adındaki Milli Eğitim kelimeleri ile uyumlu kaç eğitim kurumumuz, nasıl bir müfredatımız, nasıl bir eğitim poiltikamız, geleceğe yönelik ne gibi planlarımız var, daha da önemlisi yetkiyi elinde bulunduranların bunlara yönelik isteği, çalışması, iradesi var mı? Hukuk devleti olamıyorsak bile hiç olmazsa kanun devleti olalım, hiç olmazsa elimizdeki kanunları uygulayalım. Kanunları uygulayanları beğenmiyorsanız iyi yetiştirin ama tutup da sen oraya sürerim, terfiini engellerim gibi ilkel yaklaşımlar göstermeyelim. Kanunları beğenmiyorsanız oturup değiştirin. Bu kanunları ben veya Bakkal Mehmet Efendi yapmıyoruz ki. Siz yapıyorsanız önce siz uyun. Park cezası kesti diye polis tokatlamak, uçakta hostese sarkmak, bankaların içini boşaltıp sonra da milletin gözünün içine trene bakar gibi bakıp elma çalanlara 8-10 yıl cezayı uygun gören yasayı düzeltmeyip, daha da kötüsü bir elma çalmaya götüren faktörleri, ruhsal hastalık veya suça eğilimli kişilik bile olsa düzeltmek için çaba göstermeyip, ahkam kesmek kimseye yakışmaz. Vatansever, milletini kendinden önce düşünen, saygıdeğer, çalışkan, dürüst olan vekillerim alınmasın sözüm onlara değil. Bunların sonu gelmez, diyerek kesmeyeceğiz. Türkiyede sağlıklı yaşamanın koşullarını, yapılabilenleri, yapılamayanları ve yapılması gerekenlerle ilgili değerli bazı araştırma ve fikirleri sizlere sunmaya çalışacağım.
Geri dön/Sayfa başına git/
Ana Sayfa
/e-posta