Mevcut Sağlık Sistemimizin İncelenmesi-2
Çok sayıda sağlık sigorta sisteminin varlığına genel hatlarıyla değinmiştik. Bu çokluk yarar yerine zarar vermektedir. Her bir kurum kendi içerisinde yapılandığı için aşırı bir bürokrat,memur yığılımı olmaktadır. Nasıl? Şöyle: Hemen her ilde ve hatta bir çok ilçede örgütlenme / yapılanma zorunlu hale gelmekte. Böylece her bir sigorta kurumunun genel müdürü, yardımcıları, sekreterleri, danışmanları, müşavirleri, şoförü, koruması, çaycısı gibi çalışan veya çalıştığı söylenen kişiler ile bunların yakınları,akıl hocaları ya da bunlar üzerinden geçinenler topluluğu bir ordu insan haline gelmektedir. Merkezde başlayan bu ağır ve kalabalık bürokrasi ekibi dalgalar halinde taşra teşkilatlarına yayılmakta ve tüm yurdu kaplamaktadır. (Günümüz bürokratlarının bir kısmı , ...demir ağlarla ördük Anayurdu dört baştan... ifadesini yanlış anladılar sanıyorum.) Bu teşkilatlanma işinin her bir sağlık sigorta sistemi için tekrardan ve ayrıca yapıldığını düşünürsek çok sayıda, başlarında ordu komutanları olan müsteşar ve / veya genel ile arkalarında binlerce,hatta onbinlerce çalışanın olduğu ordular ortaya çıkıyor.
Bu bürokrasi ordusunun ilk hedefi ise mevcut mevzuatın emrettiği ve kurduğu bürokrasiyi korumak oluyor. Bunu yapmak zorundalar. Çünkü, bu hantal bürokrasiyi doğuran mevzuat gereği işlemin atlanması veya eksik olması yanlıştır ve hatta suçtur. Bu büyük toplulukların varlığı nedeniyle yapılan her tür harcama sonuç olarak hizmet vermek için toplanan vergilerle karşılanmaktadır. Cumhuriyetimizin ilk yıllarında ağır bir ekonomik ve sosyal buhran ve yoksulluk yaşayan milletimizin bir şekilde ayakta tutulması,daha doğrusu karnının doyurulması gerekiyordu. Kendimize ait teknoloji yok denecek kadar az, iş alanı yaratabilecek işyeri açabilecek varlıklı insan sayısı çok çok azdı. Bu ve benzer nedenlerle devlet sisteminin iş alanı açması veya açılmış olan iş alanlarının emek yoğun sistemle çalıştırılması,olabildiği kadar çok yurttaşımızı çalıştırarak açlık meselesinin acilen halledilmesi gerekliydi. Fakat zamanla bu sistem revize edilmediği için devletin, daha doğrusu milletin bütün varlığını yiyip bitiren bir hal aldı.
Bugün, S.S.K., Bağ-Kur gibi sağlık ve sosyal güvenlik sistemlerinin, çeşitli kamu iktisadi teşekküllerinin (KİT), BİTlerin (Belediye iktisadi teşekkülleri), kamu bankalarının velhasılı kamuya ait, yani özünde millete ait olup da devlet mekanizması tarafından yönetilen kurumların mevcut toplam zararı bu rakamın çok üstündedir. Hemen hemen tüm kamu kuruluşlarında süregelen kötü idare / yanlış işletmecilik ve hortumlamalar sonucunda bu kurumlar hizmet veremez hale getirilmiştir ve aymazlık devam etmektedir. Bu durumda biraz da kasıt ve kötü niyet de aramak gerekir. Emekli Sandığı, son derece lüks Tarabya Otelini ya da tatil yörelerinde tatil köylerini işletmekte ; SSK bugün değer biçilemeyen arsalarda kurulu devasa binalarda bürokratik hizmetleri vermekte, Bağ-Kur ve diğerleri de ağabeyleri olan bu kurumlardan geri kalmamaktadır. Bu kurumların tamamında çalışan toplam bürokrat, memur, işçi, sözleşmeli sayısı binler değil yüzbinlerle ifade edilmektedir. Bütün bunlar, toplanan ve bir kısmı da çeşitli nedenlerle toplanmayan primlerle, vergilerle yapılmaktadır. Atatürk ve arkadaşları saltanatı kaldırarak bize çok büyük kötülük mü ettiler acaba? O zaman hiç olmazsa bir saltanat ailesi vardı. Oysa şimdi ayrı ayrı hüküm süren neredeyse onbinlerce ayrı sultanımız ve onların ailesi var. Bakanlar,vekiller,müsteşarlar,genel müdürler,yardımcıları, onların yardımcıları,daha daha da yardımcıları, korumaları, sekreterleri,uşakları,çaycıları,kuaförleri, terzileri,terzilerinin akrabaları ve daha daha niceleri ayrı ayrı sultan oldular. En bilinen slogan ise sen benim kim olduğumu biliyor musun?. Türkiyede bilindiği kadarıyla 70 binden fazla makam aracı bulunmaktadır ve bu sayı Japonya veya ( yaygın bilinen adıyla İngiltere) Britanya Krallığında bulunandan daha fazladır. Ya biz çok zenginiz ya da onlar işi bilmiyor. Memlekette bir şeyler yanlış gidiyor. Yönetenler de yönetilenler de aslanlar gibi yanlışları biliyoruz . Ya bu durum işimize geliyor ya da uğraşmak istemiyoruz.
Bu parantezden sonra sağlık konumuza dönelim. Silivride, Çatalcada bulunan bir SSKlı hastane ihtiyacı olursa mutlaka Samatyaya gitmek zorundadır,Çatalca Devlet Hastanesine kabul edilmez , çok acil durumlar dışında. Bu durum bütün kurumlar için geçerlidir. Peki ama neden ? Akla yatkın bir açıklama getirebilecek kimse var mı? Oysa bir şekilde seçtiğimiz sayın vekillerimiz bir yana onların 1. ve hatta 2. Dereceden yakınları bile sorgusuz,sualsiz,sevksiz istedikleri kamu ya da özel sağlık kuruluşuna başvurabilmektedir. Vatandaş ile yönetenler arasındaki bu ayrımcılık nedendir? Bazen sağolsunlar seçilmişler mi atanmışlar mı önemlidir tartışması yapıyorlar da seçilmişler mi seçenler mi önemlidir tartışmasını kimsecikler aklına bile getirmiyor. Eğer bir an bile önce milletim diye düşünen olsaydı meselelerimizin çoğunu halletmiş olacaktık. Bu konuda suçladığım yalnızca seçilmişler değildir,seçenler de kabahatlidir. Yeterince ve verimli çalışmamak,hazırcılık ve kolaycılık , kafa-göz kırmadan hak aramayı bilmemek ve öğrenmemek gibi kabahatlerimiz var. SSK Samatya ( İstanbul ) Hastanesinde sırası için aslanlar gibi kavga eder de ben niçin Çatalca veya Bakırköy Devlet Hastanesinde tedavi olamıyorum diye sormak aklından bile geçmez. Kısacası dertler çok ama dermanlar da çok . En önemli sorunlarımızdan biri de kaynak israfıdır. Bilinmeden yapılıyorsa anlatıyoruz işte. Ama ya bilinerek yapılıyorsa hele bir de bu kaynak israfını bazı kimseler kendi çıkarları için kullanıyorsa bunun adı vatan hainliğidir ve buna karşılık olarak da ceza kanunumuzda vatan hainleri için uygulanması gereken yasa maddesi vardır.
Geri dön/Sayfa başına git/
Ana Sayfa
/e-posta